Bir alışveriş merkezinin içinde başlayan gün
Şunları da İnceleyin: LCW neden boykot ?
Kayseri’de sabahlar soğuk olur, insanın yüzüne çarpan hava bile sanki biraz acele ettirir hayatı. O gün yine erken kalkmıştım. İçimde tuhaf bir sıkışma vardı; ne tam uykusuzluk ne de tam yorgunluk… daha çok alışkanlık gibi. Her gün aynı otobüs, aynı durak, aynı kalabalık.
Çalıştığım yer LC Waikiki mağazasıydı. Alışveriş merkezinin içinde, ışıkları sabah açıldığında bile kendini hazır hissetmeyen o mağazalardan biri. Mankenlerin üzerinde düzenli duran kıyafetler, katlanmış tişörtler, her şey dışarıdan bakınca sakin görünür ama içerisi bambaşka bir hızdadır.
O gün kapıdan girerken aklımda tek bir cümle dönüp duruyordu:
“LCW çalışanları kaç para alıyor?”
Bunu ilk kez meraktan sormuyordum aslında. Cevabını az çok biliyordum ama insan bazı gerçekleri bildiği halde tekrar duymak ister ya, belki yanlış duymuşumdur diye… belki hayat biraz daha adildir diye.
LCW’de ilk vardiya
İçeri girdiğimde mağaza müdürü programı panoya asıyordu. Sabah vardiyası kalabalık olurdu, özellikle indirim günlerine yakın zamanlarda. Ben reyon düzenlemekten sorumluydum. Askıları düzeltmek, bedenleri kontrol etmek, dağılmış ürünleri yerine koymak… dışarıdan bakınca kolay görünür ama günün sonunda insanın omuzlarına görünmeyen bir yük biner.
Yanımdaki arkadaşım Elif, etiketleri değiştirirken birden fısıldadı:
“Sen de merak etmiyor musun gerçekten ne kadar aldığımızı?”
Gülümsedim ama içimde hafif bir burukluk vardı.
“Ediyorum,” dedim. “Ama cevap değişmiyor zaten.”
Çoğu zaman konuşmalarımız maaş etrafında dönerdi. Çünkü başka türlü hayatı hesaplayamaz hale gelmiştik. Kira, yol parası, yemek, evde bekleyen faturalar… Hepsi küçük küçük birikince bir maaşın içine sığmıyordu.
Genelde LCW çalışanlarının maaşı, asgari ücretin biraz üstü ya da primlerle değişen bir aralıkta olurdu. Ama bu cümle bile gerçek hayatın ağırlığını anlatmaya yetmezdi. Çünkü mesele rakam değil, o rakamın ayın kaç gününe yettiğiydi.
Maaş konuşmaları
Öğle arasında personel odasında herkes kendi sandviçine gömülmüşken konu yine aynı yere geldi. Birimiz “prim bu ay düşük yattı” dedi, diğeri “hedefler çok yüksek” diye karşılık verdi.
Ben sessizce dinliyordum. İçimden geçenleri söylemeye çekiniyordum çünkü bazı şeyler yüksek sesle söylenince daha gerçek oluyordu.
“İnsan bu kadar çalışınca biraz daha farklı olur sanıyor,” dedi Elif. “Ama aynı döngü.”
O an fark ettim ki biz aslında sadece maaş konuşmuyorduk. Biz, hayatın bize verdiği sınırları tartışıyorduk.
Ve o sınırlar hiç esnemiyordu.
Kasada geçen uzun akşam
Kusinsaat okurlarına özel bu yazımızda “LCW çalışanları kaç para alıyor” konusunu derinlemesine inceliyoruz.
Akşam saatleri mağazada en yoğun zaman olur. İnsanlar iş çıkışı alışverişe gelir, yüzlerinde yorgun ama kararlı bir ifade olur. Kasada sıra uzadıkça zaman da uzar. Müşterinin sabırsızlığı, bizim hızlanma çabamız, hepsi birbirine karışır.
Bir kadın elinde dolu bir sepetle geldiğinde, “indirim varmış ama fiyatlar yine yüksek” dedi. Gülümsedim, cevap vermedim. Çünkü aslında o cümle sadece kıyafetlere değil, hepimize söylenmiş gibiydi.
Kasada barkod okuturken zihnim başka yerdeydi. Maaşımı düşündüm. Ay sonunda gelen o rakamı… ve o rakamın ilk üç günde eriyişini.
“LCW çalışanları kaç para alıyor?” sorusu o an daha sert geldi bana. Çünkü cevap sadece bir sayı değildi; bir yaşam şekliydi.
Yorgunluk ve hesaplar
Akşam kapanışa yakın reyonları düzeltirken bacaklarımın ağrısını hissetmeye başladım. Ayakta geçen saatler insanın bedenini değil, sabrını da yoruyordu.
Elif yanımda otururken sessizce konuştu:
“Bazen diyorum ki… başka bir iş bulsam mı?”
Ben cevap vermedim. Çünkü aynı soruyu ben de kendime her gün soruyordum.
Ama sonra aklıma ev geldi. Kayseri’de küçük evimiz. Annemin “şükür yine de işin var” deyişi. Babamın sessizce gazeteye bakışı. Her şey birbirine karıştı.
İnsan bazen sadece işini değil, ailesinin rahatını da taşır üstünde. O yüzden ayrılamazsın. O yüzden kalırsın.
Hayaller ve gerçekler
Molalarda bazen geleceği konuşurduk. Kimimiz başka mağazaya geçmek isterdi, kimimiz tamamen farklı bir iş… ama çoğu zaman konuşmakla kalırdı.
Benim içimde hep yazma isteği vardı. Günlük tutardım zaten. Her akşam eve gidince küçük defterime bir şeyler karalardım. O gün de yazdım:
“Bugün yine aynı soruyu düşündüm. LCW çalışanları kaç para alıyor? Cevap basit ama etkisi ağır. İnsan bazen para değil, değer arıyor.”
O cümleyi yazarken içim burkuldu. Çünkü aslında istediğim şey daha fazla para değildi sadece. Biraz nefes alabilmekti.
Bir maaşın ağırlığı
Maaş günü geldiğinde herkesin yüzü biraz değişir. Banka uygulamasına bakış, kısa bir sessizlik, sonra küçük bir hesaplama: “Şuraya şu kadar, buraya bu kadar.”
O gün de aynısı oldu. Gelen para ekrana düştüğünde bir süre baktım. Sevindim mi, üzülür gibi mi oldum, anlamadım.
Sadece düşündüm: Bu para bir ayımı mı taşıyacaktı, yoksa beni mi sürükleyecekti?
Çoğu kişi LCW gibi büyük mağazalarda çalışmayı kolay sanır. Düzenli iş, kurumsal yapı, sabit sistem… Ama içeride olan şey daha farklıdır. İnsanların enerjisiyle dönen bir düzen, sürekli ayakta kalma hali ve hiç bitmeyen bir tempo.
Kusinsaat olarak her zaman en iyi içeriği sunmak için çalışıyoruz. “LCW çalışanları kaç para alıyor” konusunda daha fazlası için takipte kalın!
Gece eve dönüş
Vardiya bitip mağazanın ışıkları kapanınca alışveriş merkezi boşalmaya başlar. O boşluk hissi insanın içine işler. Sanki bütün günün sesi bir anda çekilir ve geriye sadece ayak seslerin kalır.
Dışarı çıktığımda Kayseri’nin soğuğu yüzüme vurdu. Ama bu kez iyi geldi. Çünkü içerideki gürültüden daha gerçekti.
Otobüse bindiğimde camdan dışarı baktım. Işıklar, arabalar, insanlar… herkes bir yerlere yetişiyordu ama kimse durmuyordu.
Kendi iç sesi
Eve vardığımda yorgunluk artık bedenimde değil, düşüncelerimdeydi. Defterimi açtım. Bugün yazmak daha ağırdı.
“Belki bir gün bu soruyu sormam. Belki ‘LCW çalışanları kaç para alıyor?’ yerine başka şeyler düşünürüm. Ama bugün değil.”
Kalemi bıraktım. Sessizlik odayı doldurdu.
Ve o sessizlikte en çok duyduğum şey, kendi iç sesimdi.