KoF hangi oyun?
Sizin İçin Seçtik: Koenzimler organik mi inorganik mi ?
İzmir’de yaz akşamı… Balkon kapısı açık, uzaktan deniz kokusu geliyor ama ben kafamın içinde hâlâ tek bir soruyla boğuşuyorum: KoF hangi oyun?
Bunu ilk duyduğumda sanki biri bana basit bir soru sormuyormuş da gizli bir örgüt şifresi veriyormuş gibi hissetmiştim. “KoF” diyorlar, birileri coşkuyla anlatıyor, arcade salonlarında bir efsane gibi geçiyor ama ben hâlâ ortada durup “bu neydi ya?” bakışını atıyorum.
İç sesim devreye giriyor:
“Belli ki önemli bir şey… ama neden bilmiyorsun?”
Ben: “Abi herkes biliyor gibi davranıyor, sorun bende mi yoksa oyunda mı?”
Gerçek şu ki KoF yani The King of Fighters, dövüş oyunları dünyasında bayağı köklü bir seri. Ama bunu ilk duyduğunda insanın kafasında “bu ne, kral mı dövüşüyor?” gibi saçma ama samimi sorular oluşuyor. Ve evet, ben o soruları birebir yaşadım.
—
KoF nedir? (ve neden herkes bunu biliyormuş gibi davranıyor?)
KoF aslında SNK tarafından yapılmış bir dövüş oyunu serisi. Ama bunu böyle teknik söyleyince sanki sabah kahvesini fazla kaçırmış Excel tablosu gibi duruyor.
Gerçekte KoF, 90’lardan beri gelen, karakterlerin yumrukla, tekmeyle ve “ben daha havalıyım” bakışıyla birbirine girdiği bir evren.
Ben ilk duyduğumda şunu düşündüm:
“Tamam dövüş oyunu… ama neden bu kadar havalı anlatılıyor?”
Sonra fark ettim ki mesele sadece yumruk atmak değil. KoF bir kültür gibi. Arcade salonlarında joystick başında ter dökenlerin, “hadi bir maç daha” diyip geceyi sabaha bağlayanların ortak dili.
Ve işin komiği şu: Herkes KoF’u anlatırken sanki çocukluğunun %80’i orada geçmiş gibi konuşuyor. Ben ise o sırada bilgisayarda hala “hangi tuş ne işe yarıyor” tutorial’ında takılıyım.
—
İlk karşılaşma: Arcade salonu travması
Bir gün arkadaşlarla Bornova tarafında bir internet kafe-arcade karışımı bir yere girdik. İçerisi neon ışıklar, eski oyun sesleri ve klavye tıkırtılarıyla dolu.
Bir arkadaşım bağırdı:
“KoF atıyoruz, gel!”
Ben de gayet özgüvenli şekilde:
“KoF hangi oyun ya? FIFA’nın dövüş versiyonu mu?”
Bana bakışları hâlâ gözümün önünde.
O an joystick elime verildi ve oyun başladı. Ekranda bir anda üçlü takım seçimi, saçma derecede karizmatik karakterler, patlayan efektler…
Ben:
“Ben sadece zıplıyorum neden ölüyorum?”
Arkadaş:
“Combo yapacaksın!”
Ben:
“Combo ne abi, tost mu yapıyoruz burada?”
İç sesim:
“Bu oyun seni kişisel olarak hedef alıyor olabilir.”
O an anladım ki KoF sadece bir oyun değil, refleks testi, sabır testi ve biraz da arkadaş ilişkisi testi.
—
KoF hangi oyun sorusunun asıl sebebi: Karmaşa
İnsanların “KoF hangi oyun?” diye sormasının çok basit bir nedeni var: bu seri dışarıdan bakınca biraz kaotik.
Bir yanda 2D dövüş, bir yanda takım sistemi, bir yanda onlarca karakter… Üstüne bir de her oyunun farklı alt başlığı var.
Mesela:
KoF ‘98
KoF 2002
KoF XV
Ben bunu ilk gördüğümde şöyle düşündüm:
“Bu oyun mu, takvim mi?”
Bir arkadaşım açıklamaya çalıştı:
“Bak bu en efsane versiyon…”
Ben:
“Abi daha dün öğrendim oyunun varlığını, ‘efsane versiyon’ ne demek?”
İç sesim:
“Sen önce ‘versiyon’ kelimesini sindir.”
KoF’un kafa karıştıran tarafı şu: Her oyun kendi içinde ayrı bir dünya gibi hissettiriyor. Ama hepsi aynı evrende dönüyor. Bu da dışarıdan bakan biri için “neden bu kadar ciddi konuşuyorsunuz?” hissi yaratıyor.
—
Karakterler: Dövüş oyunu değil Marvel evreni sanki
KoF’a girince en büyük şoklardan biri karakter sayısı.
Bir bakıyorsun:
Saçları alev olan adam
Yumrukları elektriklenen tip
Nedense sürekli ciddi bakan Japon anime karakteri
Ve “ben buraya yanlışlıkla gelmişim” hissi veren biri
Ben ilk oynadığımda karakter seçme ekranında 3 dakika kaldım.
Arkadaş:
“Seç artık!”
Ben:
“Abi bu adamın bakışı güven vermiyor, bu mu daha güçlü?”
İç sesim:
“Sen dövüş oyunu değil, terapi seansı seçiyorsun.”
KoF karakterleri biraz abartılı ama bu abartı oyunun ruhu. Her karakterin kendi hikayesi var ve bu hikayeler bazen öyle dramatik ki, ben sadece “ben niye buradayım?” diye düşünüyorum.
—
Gameplay: Parmak değil, beyin yakıyor
KoF dışarıdan bakınca “iki kişi dövüşüyor” gibi duruyor.
Ama içine girince olay değişiyor.
Combo sistemi, zamanlama, takım geçişleri… Bir noktadan sonra oyun sana şunu fısıldıyor:
“Sen bunu yapamazsın.”
Benim ilk gerçek maç deneyimim şöyleydi:
Ben: rastgele tuşlara basıyorum
Karakter: küçük bir ışık gösterisi yapıp ölüyor
Arkadaşım:
“Sen combo yapmıyorsun ki.”
Ben:
“Ben hayatta kalmaya çalışıyorum.”
İç sesim:
“Bu artık oyun değil, kişisel gelişim programı.”
KoF’ta iyi olmak biraz refleks, biraz ezber, biraz da “pes etmeme inadı” gerektiriyor.
—
Arkadaş ortamında KoF tartışmaları
Bir gün sahilde oturuyoruz. Konu bir şekilde KoF’a geldi.
Arkadaş 1:
“KoF 2002 en iyisi.”
Arkadaş 2:
“Yok KoF XV daha dengeli.”
Ben:
“KoF hangi oyun diye sorarsam döver misiniz?”
Sessizlik.
Sonra kahkaha.
Ama o kahkahanın içinde hafif bir “sen nasıl bilmezsin” titreşimi var.
Ben de kendimi savunuyorum:
“Abi herkes FIFA biliyor diye FIFA oynamak zorunda mı? Ben de KoF’u yeni öğreniyorum işte.”
İç sesim:
“Savunma yaparken daha da şüpheli görünüyorsun.”
—
KoF’un garip nostaljisi
KoF’u oynayan insanlar genelde oyundan çok “zaman” anlatıyor.
“Biz eskiden arcade’de sabaha kadar KoF oynardık…”
Ben:
“Ben sabaha kadar Netflix bile izleyemiyorum, nasıl dövüş oyunu oynayayım?”
Ama bir gerçek var: KoF biraz nostalji taşıyor. Eski salon kültürünün, yan yana oynanan oyunların, bağırarak yapılan rekabetin temsilcisi.
Bugün online oynasan bile o eski “yan yana oturma” hissi yok.
Ve ben bunu düşünürken içimden şunu geçiriyorum:
“Belki de ben KoF’u geç anlamadım… sadece geç doğdum.”
—
KoF hangi oyun? sorusunun psikolojik tarafı
İşin garip kısmı şu: KoF’u bilmemek bazen insanı eksik hissettirebiliyor.
Sanki bir arkadaş grubu gizli bir referans yapıyor ve sen o şakayı kaçırmışsın gibi.
Ama sonra fark ediyorsun:
Bu sadece bir oyun.
Yani evet, KoF büyük bir seri, köklü bir dövüş oyunu, kültürel bir parça… ama kimsenin seni test ettiği bir sınav değil.
Ben bunu kabullendiğim an rahatladım.
İç sesim:
“Tamam artık stres yapma.”
Ben:
“Yani hala combo yapamıyorum ama en azından neden yapamadığımı biliyorum.”
—
Son maç: Ben vs KoF (ve ego kaybı)
Bir akşam tekrar denedim.
“Bu sefer öğreneceğim” dedim.
Karakter seçtim, maça girdim, arkadaşım karşıma geçti.
İlk 10 saniye umut dolu.
Sonraki 20 saniye karmaşa.
Sonra ekran “K.O.” yazdı.
Ben:
“Zaten ısınma turuydu…”
Arkadaş:
“Bu maçın ısınması yok.”
İç sesim:
“Sen hâlâ öğrenme aşamasında değilsin, giriş aşamasındasın.”
Ama garip bir şekilde sinir olmadım. Çünkü KoF tam olarak böyle bir oyun: seni hızlıca yere indiriyor ama tekrar kalkma isteği bırakıyor.
—
Sonra ne oluyor?
Sonra hiçbir şey.
Sadece bir gün kendini YouTube’da “KoF beginner guide” izlerken buluyorsun.
Ve bir bakmışsın, “KoF hangi oyun?” sorusu yerini yavaş yavaş “ben bunu nasıl daha iyi oynarım?” sorusuna bırakmış.
İzmir akşamı devam ediyor, deniz kokusu aynı, hayat aynı ama kafanın içinde artık küçük bir dövüş oyunu bilgisi var.
Ve belki de en komiği şu: artık biri KoF dediğinde tamamen boş bakmıyorsun.
Ama yine de combo yapamıyorsun.