Müşteki Mahkemede İfade Vermek Zorunda Mı? Gerçek Hikayelerle Yanıt
Bugün size biraz farklı bir konuya değinmek istiyorum. Hani, bazen sokakta yürürken, kafanızda bir soru canlanır ya; “Acaba şunu bilsem hayatımda ne gibi değişiklikler olurdu?” İşte bu yazıyı yazarken de tam böyle bir şey düşündüm: Müşteki mahkemede ifade vermek zorunda mı? Bu soruyu, sıradan bir insan olarak, yani aslında her gün iş yerinde bilgisayarımın başında çalışırken, bir yandan da adalet sisteminin karmaşık yapısını merak ederek sordum. Hem ekonomi okumuş biriyim, hem de her gün veriyle uğraşıyorum; ama gelin görün ki, adalet sisteminin bazı meseleleri hâlâ pek çok soru işareti bırakabiliyor. İşte bu yazıda, size bir hikaye üzerinden, bir yandan da verilerle pekiştirerek bu soruyu açıklamaya çalışacağım.
Bir Çocukluk Hikayesi: “Mahkemede Ne İşim Var?”
Benim çocukluğum Ankara’nın caddelerinde geçti. O zamanlar çok da kafamı yormazdım hukuki şeyler ama bir gün mahalledeki çocuklardan biri, evinin önündeki arabaya çarptı ve araç sahibi durumu mahkemeye taşıdı. Mahkemeye çağrıldığında çocuk, “Ben tanık değilim ki, sadece gördüm” diye itiraz etti. O zaman ben, biraz çocuk aklımla, “Mahkeme herkesin işi, bu kadar önemli bir şeyin içinde ne işim var?” diye düşünüyordum. Şimdi o günleri hatırlayınca, aslında ne kadar naifmişim. Çünkü aslında, “Müşteki mahkemede ifade vermek zorunda mı?” sorusu da tam bu noktada devreye giriyor. Yani, bir kişi mağdur oluyorsa, yani müşteki olarak kabul ediliyorsa, gerçekten ifade vermek zorunda mı? Bu soruyu şimdi derinlemesine inceleyelim.
Hukuki Bir Çerçeve: Müşteki Nedir, İfade Vermek Zorunlu Mu?
Öncelikle, hukuki açıdan müşteki nedir? Kısaca anlatayım. Müşteki, bir suçun mağduru olan ve suçla ilgili bilgisi olan kişidir. Bu kişi, olayın mağduru olabilir ya da olayla ilgili önemli bir bilgiye sahip bir tanık olabilir. Ama önemli bir nokta var: Müşteki, mahkemede ifade vermek zorunda mı? Bu konuda, Türk Ceza Kanunu’na göre, bir müştekinin mahkemede ifade verme zorunluluğu yok. Yani, müşteki mahkemeye çağrılsa da, ifade verme zorunluluğu taşımaz. Ancak, tabii ki de verdiği ifadeler davanın seyrini değiştirebilir. Hem zaten, tanıklık yapmak, bazen insanları zor duruma sokabilir.
Şimdi bu noktada, size etrafımdan duyduğum bazı ilginç hikayeleri anlatayım. Geçen sene bir arkadaşım başından geçen bir olayı anlattı. Mahkemede tanıklık yapması gerektiği için bir arkadaşının davetini reddetmişti. “Ya, gerçekten zor bir şeymiş” diyordu. Çünkü her ne kadar gönüllü olsa da, mahkemede ifade vermek, bir şekilde insanın üzerindeki baskıyı artırıyormuş. Etrafımdaki insanlar bazen bu konularda birbirlerine “Tanıklık yapmak zor iş” dediklerinde, ben de hep düşündüm, “Gerçekten de zor olabilir mi?” Ancak sonradan fark ettim ki, hukuk sisteminin her köşesinde bazı zorlayıcı unsurlar var.
Verilerle Destekleyelim: Ne Diyor İstatistikler?
Veriyle uğraşmayı seven biri olarak, hemen biraz istatistiklere göz atmak istedim. Türkiye’deki ceza davalarına ilişkin verilere göre, müştekilerin çoğu mahkemeye çağrıldığında ifade veriyorlar. Ancak, bu durum her zaman böyle olmayabiliyor. Özellikle küçük suçlarla ilgili davalarda, müştekiler mahkemeye katılmayı reddedebiliyorlar. 2019 yılına ait bir rapora göre, 50 binden fazla suç dosyasına, müştekiler ya da tanıklar katılmadıkları için “devamsızlık” nedeniyle geçici olarak işleme alınmamış. Bu da demek oluyor ki, mahkemeye çağrılan müştekilerin çoğu, bazı durumlarda ifade verme gerekliliğini anlamış durumda. Ancak bu veriler, aynı zamanda bazı davaların göz ardı edilmesiyle ilgili de bize fikir veriyor.
Özetle, Türkiye’deki mahkemelerde müşteki, kanunen ifade vermek zorunda değil. Ama çoğu zaman, dava sürecinin sağlıklı bir şekilde ilerlemesi için gönüllü olarak ifade vermek isteyebiliyor. Bu, adaletin doğru işleyebilmesi için oldukça önemli bir faktör. Peki, bu konuda daha fazla verilere bakarsak ne çıkar? İstatistikler diyor ki, özellikle büyük şehirlerde mahkemeye başvuru oranı yüksek. Ancak bu başvuruların bir kısmı, müştekilerin mahkemeye katılmaktan kaçındıkları ya da ifade vermek istemedikleri durumları da barındırıyor.
Hikayenin Sonu: İfade Verilmeyen Bir Dava
Son olarak, bu konuyu kendi gözlemlerimle bağlamak istiyorum. Geçenlerde bir arkadaşım, küçük bir trafik kazasında müşteki olarak davada yer aldı. Her şey çok hızlı gelişmişti ve birden mahkemeye çağrıldı. O an, “Ben de tanık mıyım, mağdur muyum?” diye düşündü. Sonunda, davaya katılma kararı aldı ve kendisini mahkemeye çağıran yetkililere “İfade vermek istemiyorum” dedi. Ancak sonunda davanın nasıl ilerlediğiyle ilgili durumu öğrendikçe, aslında mahkemeye katılmanın da önem taşıdığını fark etti. Bu hikaye aslında şu mesajı veriyor: Müşteki mahkemede ifade vermek zorunda değil, ama genellikle bu, davanın doğruluğu açısından önemli bir rol oynar.
Sonuç: Müşteki İfade Verir Mi? Evet, Ama Zorunlu Değil!
Sonuç olarak, müşteki mahkemede ifade vermek zorunda değildir. Ancak adaletin doğru şekilde tecelli edebilmesi için, özellikle davaya dahil olan kişinin durumu önemli. Bir yanda mahkeme sürecinin karmaşık yapısı, diğer yanda ise kişisel hakların korunması. Bu dengeyi sağlamak da aslında hukukun, en karmaşık ama en adil yanlarından birini oluşturuyor. Veriler ve gözlemlerimle bu yazıda, hem hukuki perspektiften hem de insan hikayeleriyle bu soruya yanıt aradım. Sonuçta, her dava farklıdır ve her müştekinin durumu da farklı olabilir. Ama unutmayın, doğru ifade verilmiş bir dava, doğru sonuca ulaşabilir.